SÖYLEŞİ

HAYDAR KARABEY

“Eğitim yapıları çok ciddi bir konu. Gençlerin geleceklerini karartabilecek de olabilirsin; onlara yaşam sevinci ve özgürlüğü sunacak, farklı bir şey de mümkün dedirtecek ortamlar da kurabilirsin.” - Haydar Karabey

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor serisinde Celal Abdi Güzer'in konuğu olan Haydar Karabey, akademi ve uygulama alanları arasındaki ilişkiyi ve Türkiye mimarlığında yaşanan kırılmaları değerlendiriyor.

Celal Abdi Güzer: Sizin üniversite ile uygulama ortamı arasında gidip gelen bir öykünüz var. Birinden biri zaman zaman belli noktalarda ağırlık kazanıyor ama her ikisinden de vazgeçilemiyor. Nihayetinde de üniversiteden akademik bir unvanla emekli oldunuz. Fakat bunlardan önce yurtdışı deneyiminiz var, oradan başlayabilir miyiz?

Haydar Karabey: Kısa bir süre yurtdışında bulundum, evet. Öğrenciyken üç-dört ay süren bir İsviçre stajı, ardından da bir yıl kadar Fransa’da doktora öncesi çalışma. Bu akademisyenken oldu. Dışarıda çalışmadım yani. Ama akademisyenliğim bizim dönemin meşhur “ne yaparız, dünyaya nasıl katkıda bulunuruz, dünyayı nasıl değiştiririz” saflıklarından kaynaklı.

Celal Abdi Güzer: Kahraman mimar yılları…

Haydar Karabey: Evet öyle, matrak konuşmalar olurdu “öğlene kadar uyuyoruz bari gidip üniversitede yararlı olalım” gibisinden. Sağ olsunlar bizi severlerdi de, iyi hocalarımız vardı. “Gel bakalım buraya!” emri üzerine akademisyenliğe bulaştık. Uzunca bir süre, on yıl kadar, mimarlık hayatım başlayamadı. Şimdiki gibi özgür ve özerk bir ortam yoktu, yarışma bile yaptırtmıyorlardı. O nedenle de epeyce hızlı giden bir kariyer kaderi oldu. Hızlıca tezlerimizi yazdık; doktora, doçentlik derken 12 Eylül oldu. Üniversite ortamında birtakım -doğallıkla diyelim, malum Türkiye’nin kaderi- kısıtlamalar başladı. Onlar geldi biz gittik, depresyona girdik.

Celal Abdi Güzer: ODTÜ’de de toplu ayırmalar ve ayrılmalar olan bir dönemdi. Bizim de birçok hocamız gitmişti.

Haydar Karabey: Fırsattan istifade ederek ilginç bir şey de söylemek isterim: O dönem 350 civarında atılmaya karşılık 3000 civarında da istifa oldu. Ben kendimi temize çıkarayım; atılmadım. İyi çocuk muydum bilmiyorum ama istifa ettim. Tabi ama öyle bir şey ki o dönem bırak ücreti, sözleşmeyi mimarlığın reel dünyasıyla pek bir ilişkimiz olmadı. Saf bir biçimde, gecikmiş olarak mimarlık yaşamına atıldık tabi istifa ettikten sonra. Bir sürü toyluk ve hata… Ama şans da varmış ki ufak ufak ısınan bir ritimle 30-35 yıllık bir mimarlık kariyeri oluştu. Sonra tekrar akademiye döndüm.

Celal Abdi Güzer: Üniversitenin yapısı, öncelikleri, kültürü de dönüşümden geçiyor. Zaman zaman iyi, zaman zaman da şikayet ettiğimiz birtakım süreçler bunlar. Benim gibi sürekli içinde olduğunuz zaman çok fark etmeyebiliyorsunuz da bunu ama dışarıdan bakıldığında daha net görünüyor.

ÖNCEKİ SERGEI TCHOBAN
SONRAKİ ALİ CENGİZKAN