SÖYLEŞİ

RAGIP BULUÇ

“Mimarlıkta çok hassas olmak lazım, ufak sandığınız bir müdahale bütün yapmak istediğinizi ortadan kaldırabilir.” - Ragıp Buluç

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor programında Celal Abdi Güzer'in sorularını yanıtlayan Ragıp Buluç, altı ana sanat dalından biri olan mimarlığı kültürel değerler süzgecinden geçiriyor ve Türkiye'de iş yapma biçimlerini bu bağlamda değerlendiriyor.

Söyleşinin bir kısmını okuyabilirsiniz.

Celal Abdi Güzer: Kentleşme ve mimarlık alanında, Anadolu’nun sahip olduğu kültürel zenginliğin yansımalarını izliyor muyuz? Japonya ile karşılaştırdığımız zaman, bugün çağdaş mimarlık ortamına Japonların verdiği katkı ile bizim verdiğimiz katkı -sizin saptamanıza göre- bu kültürler oranında zenginlik temsil etmiyor.

Ragıp Buluç: Kültürün iki değeri var: elle tutulabilir ve tutulamaz değerler. Ben her zaman elle tutulamayan değerleri merak ettim. Çünkü elle tutulan değerleri kafestir, cumbadır, kapının mavisidir. Bunlar malzemeyle veya zamanla değişebilir.

Bu topraklarda gelişen Türk kültürü, ki bence Japonya’dan, Çin’den gelen bir uzantısı da var, insanlığa önem verir; Batı kültürü ise insana önem verir. Orada bir lamba aldığınızda Henningsen derseniz, hangi renk diye sorarlar. Bizde ise dünyanın her müzesinde olan ve iftihar ettikleri halıların hiçbirini hangi kadının dokuduğu belli değildir; manileri kimin yazdığı belli olmaz. Bu toplum isme karşıdır ama insanlık da vardır.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde geziler olurdu. İlk defa Edirne’ye gitmiştik, Selimiye Camisi’ne. Sınıftakilerin otuzu ateistti, yarısı da komünist. Hocalarımızın da beşinden dördü yabancıydı. İçeri girdik, ezan okunuyor, hepimiz huşu ile oturduk. Bizi oturtan Sinan’dı. O din duygusu kendi içimizden başladı yukarı doğru anlatabiliyor muyum? Çağdaşı Michelangelo’yu düşünürsen o korkutucu ebatlar, ezici mekanlar... Türk mimarisinde bunlar yoktur.

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde önce İranlılardan sonra da Ermenilerden esinlenerek Selçuklu mimarisini geliştirdiler. Sonra Osmanlı zarafete önem verdi. Nedim’in şiirini hatırlayın: “Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana”. Yani nezaket gibi incelmiş bir şeyi tekrar rafine eden bir kültürdü. İstanbul’daki bütün yapılara, Sinan’ın minarelerine bakın, ne kadar zariftir. Sanat tarihçilerine kızıyorum, özellikle mimarlık tarihi konusunda, Osmanlı Art Deco’yu aldı diyorlar, aldı da kendi zarafetine kattı onu.

ÖNCEKİ ALİ CENGİZKAN
SONRAKİ CENGİZ BEKTAŞ